<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Ankara Muhabir</title>
    <link>https://www.ankaramuhabir.com</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve tarafız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.ankaramuhabir.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 01 Sep 2026 00:58:44 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.ankaramuhabir.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Robotlar Gelecekte Cerrahların Yerini Alacak mı?]]></title>
      <link>https://www.ankaramuhabir.com/robotlar-gelecekte-cerrahlarin-yerini-alacak-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ankaramuhabir.com/robotlar-gelecekte-cerrahlarin-yerini-alacak-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’nin ilk ve tek sağlık radyosu Radyo Nabız 106.7’de yayınlanan “Yaşamın Nabzı” programında, Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Fahri Yetişir robotik cerrahinin kullanım alanlarını, avantajlarını ve geleceğini anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Programda robotik cerrahiyle ilgili toplumdaki en büyük yanlış anlaşılmalardan birinin, ameliyatların robotlar tarafından gerçekleştirildiği düşüncesi olduğu vurgulandı. Prof. Dr. Yetişir, mevcut sistemde ameliyatı gerçekleştirenin cerrah olduğunu, robotik sistemin ise cerrahın hareketlerini hastanın vücudundaki cerrahi aletlere aktaran teknolojik bir araç olduğunu belirtti.</p>

<p><strong>3 Boyutlu ve Yüksek Çözünürlüklü Görüntü Avantajı</strong><br />
Robotik cerrahinin cerraha özellikle görüş ve hareket kabiliyeti açısından önemli avantajlar sağladığını ifade eden Yetişir, sistemde kullanılan kameraların geniş açılı, 3 boyutlu ve yüksek çözünürlüklü görüntü sunduğunu söyledi. Bu sayede cerrahın dokuları, damarları ve sinirleri daha ayrıntılı şekilde görebildiğini aktardı.</p>

<p>Robotik sistemin bir diğer önemli özelliğinin ise cerrahın el bileği hareketlerini cerrahi aletlere yansıtabilmesi olduğunu belirten Yetişir, bunun özellikle dar alanlarda daha hassas işlemler yapılmasına olanak sağladığını dile getirdi.</p>

<p><strong>Her Ameliyatta Robotik Cerrahi Gerekmiyor</strong><br />
Robotik cerrahinin her ameliyat için gerekli olmadığının altını çizen Prof. Dr. Yetişir, yöntemin hastaya sağlayacağı faydanın ekip tarafından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Özellikle ince diseksiyon ve hassas dikiş gerektiren ameliyatlarda robotik cerrahinin önemli avantajlar sağlayabildiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Robotik cerrahinin; akalazya, diyaframdaki büyük yırtıkların onarımı, yemek borusu ve mide hastalıkları ile bazı rektum kanseri ameliyatlarında kullanılabildiğini aktaran Yetişir, dar anatomik bölgelerde robotik sistemin cerraha daha fazla hareket ve görüş imkânı sunduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>Robotik Cerrahide Cerrahın Deneyimi Kritik</strong><br />
Programda robotik cerrahi konusunda cerrahın deneyiminin önemine de dikkat çekildi. Prof. Dr. Yetişir, her genel cerrahın otomatik olarak robotik cerrahi uygulayamayacağını, robotik sistemlerin kullanımı için özel eğitim ve simülasyon süreçlerinin tamamlanması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Hastaların ameliyat yöntemi konusunda karar verirken doktorlarıyla ayrıntılı şekilde görüşmeleri gerektiğini belirten Yetişir, özellikle cerrah ile hasta arasındaki güven ilişkisinin önemli olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“İzsiz Ameliyat” Beklentisi Doğru Değil</strong><br />
Robotik cerrahinin kesilerin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmediğini belirten Yetişir, robotik ve laparoskopik cerrahide küçük kesiler kullanıldığını, dolayısıyla ameliyat sonrasında iz kalmayacağı yönündeki beklentinin doğru olmadığını ifade etti.</p>

<p><strong>Robotlar Gelecekte Cerrahların Yerini Alacak mı?</strong><br />
Programın dikkat çeken başlıklarından biri de robotik cerrahinin geleceği oldu. Prof. Dr. Yetişir, teknolojinin gelişmesiyle robotların gelecekte bazı cerrahi işlemleri daha ileri düzeyde gerçekleştirebileceğini düşündüğünü ancak insan denetiminin önemini koruyacağını ifade etti.</p>

<p>Robotik cerrahinin bugün geldiği noktayı değerlendiren Yetişir, özellikle bazı hassas cerrahi işlemlerde robotik sistemlerin önemli bir fark oluşturduğunu belirterek, robotik cerrahiyi cerrahideki son yılların önemli gelişmelerinden biri olarak değerlendirdi.</p>

<p>“Yaşamın Nabzı”, sağlık alanındaki güncel gelişmeleri uzman konuklarla ele almaya Radyo Nabız 106.7’de devam ediyor.</p>

<p><strong>Yazan: Radyo Nabız FM 106.7</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık/Yaşam</category>
      <guid>https://www.ankaramuhabir.com/robotlar-gelecekte-cerrahlarin-yerini-alacak-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 21:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ankaramuhabircom.teimg.com/crop/1280x720/ankaramuhabir-com/uploads/2026/08/robotikcerrahi.webp" type="image/jpeg" length="45008"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Öğretmenlerde Beyaz Önlük Geri Dönüyor...]]></title>
      <link>https://www.ankaramuhabir.com/ogretmenlerde-beyaz-onluk-geri-donuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ankaramuhabir.com/ogretmenlerde-beyaz-onluk-geri-donuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026-2027 eğitim öğretim yılında öğretmenlere önlük giyme zorunluluğu getirilirken, velilerin okullara randevusuz girişine izin verilmeyecek.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla yayımlanan “2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler” konulu genelge, yeni eğitim öğretim döneminde okullarda uygulanacak kuralları belirledi.</p>

<p>Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla yayımlanan “2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler” konulu genelge, yeni eğitim öğretim döneminde okullarda uygulanacak kuralları belirledi.</p>

<p>Genelgede en dikkat çekici düzenlemelerden biri öğretmenlerin kıyafetlerine ilişkin oldu. Eğitim kurumu yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının görevlerini yerine getirirken mesleğin saygınlığını ve kamu hizmetinin ciddiyetini gözetmeleri istendi.</p>

<p>Bu kapsamda öğretmenlerin önlük giymesi zorunlu hale getirildi. Genelgede, eğitim öğretim yılı başında yapılacak öğretmenler kurulunda gerekli bilgilendirmenin yapılacağı, uygulamanın ise il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri tarafından takip edileceği belirtildi.</p>

<p>Okullarda giriş ve çıkışların kontrollü şekilde yapılması, yaya ve araç trafiğinin birbirinden ayrılması, kör noktaların aydınlatılması ve acil durumlarda güvenli tahliyeyi sağlayacak bakım ve onarım çalışmalarının tamamlanması öngörüldü.</p>

<p>Okul ve öğrencilerin güvenliğini tehdit edebilecek ihbar ve şikâyetlerin de değerlendirilerek gerekli önlemlerin alınacağı bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Veliler okula randevuyla girecek</p>

<p>Yeni dönemde velilerin okullara girişinde de yeni bir uygulama başlayacak. Genelgeye göre veli görüşmeleri ülke genelinde yalnızca “Okul Randevu Sistemi” üzerinden planlanacak. Velilerin randevusuz şekilde okulları ziyaret etmesine izin verilmeyecek.</p>

<p>Ayrıca öğrencinin velisi veya vasisi olmayan kişilerin de okula girişine izin verilmeyecek. Bakanlık, bu uygulamanın öğretmenlerin mesleki haklarının korunması ve güvenli eğitim ortamının sağlanması amacıyla tüm eğitim kurumlarında uygulanacağını bildirdi.</p>

<p>Bakanlık dışındaki sınavlara izin yok</p>

<p>Genelgenin bir diğer önemli başlığı ise okullarda gerçekleştirilen sınav ve deneme uygulamaları oldu.<br />
Bakanlık tarafından hazırlanan ortak sınavlar ve ölçme-değerlendirme araçları dışında; öğrencileri yarıştıran, sıralamaya tabi tutan veya velilere ek mali yük getiren deneme sınavı, hazır bulunuşluk uygulaması ve tarama sınavı gibi uygulamalara izin verilmeyecek.</p>

<p>Bu tür sınavların okullarda uygulanmasının veya öğrencilere satın aldırılmasının önüne geçilecek.</p>

<p>Kaynak:www.sonsoz.com (Abbas Satır'ın haberi)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık/Yaşam</category>
      <guid>https://www.ankaramuhabir.com/ogretmenlerde-beyaz-onluk-geri-donuyor</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 21:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ankaramuhabircom.teimg.com/crop/1280x720/ankaramuhabir-com/uploads/2026/08/okul-beyaz-onluk.webp" type="image/jpeg" length="99419"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doç. Dr. Serhat Cömert'ten fizik sağlığına dair altın bilgiler!]]></title>
      <link>https://www.ankaramuhabir.com/doc-dr-serhat-comertten-fizik-sagligina-dair-altin-bilgiler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ankaramuhabir.com/doc-dr-serhat-comertten-fizik-sagligina-dair-altin-bilgiler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Serhat Cömert,  Radyo Nabız'da yayınlanan “Sertaç Kantarcı ile Sağlık Olsun” programında omurga sağlığına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ankara Life Dergisi’nin sunduğu <strong>“Sertaç Kantarcı ile Sağlık Olsun”</strong> programının konuğu Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Serhat Cömert oldu. Programda dinleyicilerden ve Ankara Life Dergisi takipçilerinden gelen soruları yanıtlayan Cömert, toplumda oldukça yaygın görülen bel, boyun ve sırt ağrıları hakkında merak edilenleri anlattı.</p>

<p>Omurga sağlığının günlük yaşamın pek çok alışkanlığıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Cömert, özellikle masa başında çalışanların, uzun süre hareketsiz kalanların ve ağır işlerde çalışanların omurga problemleri açısından dikkatli olması gerektiğini ifade etti.</p>

<h2>“Her bel ve boyun ağrısı fıtık değildir”</h2>

<p>Bel ve boyun ağrılarının toplumda çok sık görüldüğünü belirten Doç. Dr. Serhat Cömert, bu ağrıların tamamının fıtık kaynaklı olmadığının altını çizdi.</p>

<p>Omurgada disklerin iki omur arasındaki mesafeyi koruyan, omurgaya binen yükü karşılayan ve hareket sırasında oluşan basıncı dengeleyen önemli yapılar olduğunu anlatan Cömert, disk dokusunun bulunduğu kapsülün dışına çıkıp sinir kanalına baskı yapması durumunda bel fıtığının ortaya çıkabildiğini söyledi.</p>

<p>Bununla birlikte “disk kayması” olarak ifade edilen omurga kaymalarının ise farklı bir durum olduğuna dikkat çeken Cömert, bir hastada hem bel fıtığının hem de omurgada kaymanın aynı anda bulunabileceğini belirtti.</p>

<p>Cömert, her bel veya boyun ağrısının fıtık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, kas yapıları, eklemler ve eklem kireçlenmelerinin de ağrıya neden olabileceğini söyledi. Bu nedenle doğru tanı için hastanın muayene edilmesinin ve gerekli tetkiklerin yapılmasının önem taşıdığını vurguladı.</p>

<h2>Masa başında çalışanlar risk altında</h2>

<p>Günümüzde çalışma hayatının önemli bölümünün masa başında geçirilmesinin omurga sağlığı açısından bazı riskleri beraberinde getirdiğini belirten Cömert, özellikle uzun süre hareketsiz kalmanın bel ve boyun bölgesine yük bindirebildiğini söyledi.</p>

<p>Bunun yanında ağır işlerde çalışan kişilerin de risk grubunda olduğunu ifade eden Cömert, yanlış teknikle ağır kaldırmanın veya ani hareketlerin fıtık oluşumuna zemin hazırlayabileceğini belirtti.</p>

<p>Ancak fıtığın yalnızca ağır iş yapan kişilerde görülmediğini de vurgulayan Cömert, profesyonel sporcuların dahi fıtık problemi yaşayabildiğine dikkat çekti.</p>

<h2>Fıtık her zaman önceden sinyal vermiyor</h2>

<p>Bel fıtığının oluşmadan önce mutlaka belirgin bir uyarı vermediğini belirten Doç. Dr. Cömert, hastalığın bazen oldukça ani şekilde ortaya çıkabildiğini söyledi.</p>

<p>Günlük yaşam içerisinde çok basit görünen bir hareketin dahi fıtık şikâyetlerini başlatabileceğini anlatan Cömert, eğilmek, bir eşyayı kaldırmak veya çocuğun kemerini bağlamak gibi sıradan bir hareket sırasında bile ani ağrı gelişebileceğini ifade etti.</p>

<p>Bu nedenle kişilerin yalnızca “çok ağır kaldırıyorum, o yüzden risk altındayım” şeklinde düşünmemesi gerektiğine dikkat çeken Cömert, omurga problemlerinin farklı nedenlerle ortaya çıkabileceğini söyledi.</p>

<h2>Telefon boynu giderek daha fazla gündemde</h2>

<p>Programda son yıllarda özellikle telefon ve tablet kullanımının artmasıyla gündeme gelen <strong>“telefon boynu”</strong> da ele alındı.</p>

<p>Telefon kullanırken başın uzun süre öne eğik pozisyonda tutulmasının boyun bölgesinde ağrı ve tutulmalara neden olabileceğini belirten Cömert, sosyal medya, oyun ve diğer mobil uygulamaların uzun süre kullanılmasının boyun bölgesindeki yükü artırabileceğini söyledi.</p>

<p>Özellikle çocukların bu konuda daha yakından takip edilmesi gerektiğini belirten Cömert, çocukların uzun süre telefon veya tablet karşısında yanlış pozisyonda kalmasının ilerleyen dönemlerde boyun problemlerine zemin hazırlayabileceğini ifade etti.</p>

<p>Bu nedenle ailelerin çocukların ekran karşısındaki oturma pozisyonlarına ve kullanım sürelerine dikkat etmesinin önemli olduğunu vurguladı.</p>

<h2>Tedavide ilk seçenek her zaman ameliyat değil</h2>

<p>Bel ve boyun fıtığı tedavisinde cerrahinin her hasta için ilk seçenek olmadığını belirten Doç. Dr. Serhat Cömert, tedavi yönteminin hastanın muayene bulgularına ve şikâyetlerinin günlük yaşamını ne ölçüde etkilediğine göre belirlenmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>İstirahat, ilaç tedavisi, fizik tedavi ve enjeksiyon gibi yöntemlerin kullanılabildiğini belirten Cömert, cerrahinin ise özellikle belirgin kuvvet kaybı gibi durumlarda gündeme geldiğini ifade etti.</p>

<p>Cömert, kendi hasta grubundaki deneyiminden de söz ederek her bel fıtığı hastasının ameliyat edilmediğini vurguladı. Hastanın yatağından rahat kalkıp kalkamadığı, işe gidebilip gidemediği, ağrı kesiciyle rahatlayıp rahatlamadığı ve günlük işlerini sürdürebilip sürdüremediği gibi kriterlerin değerlendirmede önem taşıdığını söyledi.</p>

<h2>“Ameliyat olmaktan korkuyorum” diyen hastalara mesaj</h2>

<p>Bel fıtığı ameliyatından korkan hastaların endişesini anlayışla karşıladığını belirten Cömert, ancak ameliyatın her hasta için kaçınılmaz bir sonuç olmadığını ifade etti.</p>

<p>Bununla birlikte hastanın muayenesinde kuvvet kaybı veya uyuşma gibi bulguların bulunması ve ağrının sosyal yaşamı ciddi biçimde etkilemesi durumunda cerrahinin gündeme gelebileceğini belirtti.</p>

<p>Doğru hastada, doğru teknikle ve deneyimli eller tarafından gerçekleştirilen cerrahinin başarılı sonuçlar verebildiğini belirten Cömert, ameliyat sonrasında hastanın da iyileşme sürecine aktif olarak katkı sağlaması gerektiğini söyledi.</p>

<h2>Ameliyat sonrasında hastaya da önemli görevler düşüyor</h2>

<p>Ameliyatın ardından doktorun önerilerine uyulmasının önemine dikkat çeken Cömert, hastaların istirahat sürecini doğru geçirmesi ve verilen egzersiz programlarını düzenli uygulaması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Özellikle ağır kaldırma konusunda dikkatli olunması gerektiğini söyleyen Cömert, market ve pazar alışverişi gibi ağır kaldırmayı gerektiren işlere kademeli olarak dönülmesini önerdi. Yerden bir eşya alınırken çömelerek hareket edilmesi ve yataktan kalkarken doğrudan doğrulmak yerine yana dönerek kalkılması gibi günlük hayattaki küçük ayrıntıların da önemli olduğunu ifade etti.</p>

<h2>Fıtık ameliyatından sonra yeniden fıtık oluşabilir mi?</h2>

<p>Programda en çok merak edilen konulardan biri de ameliyat sonrasında fıtığın tekrar edip etmeyeceği oldu.</p>

<p>Doç. Dr. Cömert, ameliyat edilen aynı bölgede fıtığın yeniden oluşabileceğini ve bunun belirli bir oranda görülebildiğini söyledi. Ayrıca ameliyat edilen bölgenin üst veya alt seviyesinde daha sonra ortaya çıkan yeni fıtıkların ise aynı durumla karıştırılmaması gerektiğini belirtti.</p>

<h2>Skolyozda erken farkındalık büyük önem taşıyor</h2>

<p>Omurga sağlığı denildiğinde yalnızca bel ve boyun fıtıklarının düşünülmemesi gerektiğini belirten Cömert, programda skolyoz hakkında da önemli bilgiler verdi.</p>

<p>Skolyozun özellikle çocukluk çağında fark edilebildiğini belirten Cömert, beden eğitimi dersleri sırasında öğretmenlerin çocukların sırtındaki asimetrileri fark ederek aileleri yönlendirmesinin erken tanı açısından önemli olduğunu söyledi.</p>

<p>Skolyoz tedavisinde eğriliğin derecesinin önemli bir kriter olduğunu belirten Cömert, radyolojik değerlendirmelerin ardından hastanın takip veya cerrahi açıdan değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<h2>Duruş bozukluğu ile skolyoz aynı şey değil</h2>

<p>Programda dinleyicilerden gelen “Duruş bozukluğu ile omurga eğriliği aynı şey mi?” sorusunu da yanıtlayan Cömert, bu iki durumun birbirinden farklı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Duruş bozukluğunun her zaman doğrudan omurgadan kaynaklanmayabileceğini belirten Cömert, kasların zayıflığının da kişinin duruşunda bozulmaya neden olabileceğini ifade etti.</p>

<h2>Omurga sağlığında beslenmenin de rolü var</h2>

<p>Doç. Dr. Cömert, omurga sağlığında beslenmenin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Protein ağırlıklı beslenmenin yanı sıra kalsiyum, D vitamini ve B12 gibi besin öğelerinin yeterli alınmasının önemine dikkat çeken Cömert, güneş ışığından yararlanmanın ve süt, yoğurt gibi besinlerin tüketilmesinin de önemli olduğunu söyledi.</p>

<h2>Spor fıtığa neden olur mu?</h2>

<p>Dinleyicilerden gelen “Spor yapmak fıtığa neden olur mu?” sorusunu da yanıtlayan Cömert, özellikle doğru yapılmayan spor hareketlerinin omurga açısından risk oluşturabileceğini ifade etti.</p>

<p>Omurga sağlığı açısından yüzmeyi önerdiğini belirten Cömert, pilates ve yoga gibi egzersizlerin de uygun şekilde yapılabileceğini söyledi. Ancak bu egzersizlerin uzman kişiler tarafından ve doğru tekniklerle yaptırılmasının önemine dikkat çekti.</p>

<h2>Uzun yolculuklarda mutlaka mola verin</h2>

<p>Uzun süre araç kullananların yaşadığı bel ve sırt ağrılarına da değinen Cömert, özellikle uzun yolculuklarda hareketsiz kalınmaması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Yaklaşık iki-üç saatte bir araçtan inilerek 10-15 dakika yürüyüş yapılmasını öneren Cömert, bu tür küçük molaların yolculuk sırasında omurga üzerindeki yükün azaltılması açısından önemli olduğunu belirtti.</p>

<h2>Sabahları bel tutulması romatizmal hastalıkların işareti olabilir</h2>

<p>Programda “Sabah kalktığımda belim tutuluyor, bir süre sonra geçiyor” diyen bir dinleyicinin sorusunu da yanıtlayan Cömert, sabah tutukluğunun bazı romatizmal hastalıklarla ilişkili olabileceğini belirtti.</p>

<p>Özellikle hareket ettikçe rahatlayan sabah tutukluğu şikâyetlerinde hastanın romatoloji değerlendirmesinden geçmesinin faydalı olabileceğini ifade etti.</p>

<h2>“Bel ve boyun kütletme” videolarına dikkat</h2>

<p>Programın en dikkat çekici bölümlerinden biri ise sosyal medyada sıkça karşılaşılan bel ve boyun “kütletme” uygulamaları oldu.</p>

<p>Doç. Dr. Serhat Cömert, özellikle sosyal medya üzerinden yayılan ve kişilerin boyun ya da bel bölgelerine kontrolsüz şekilde müdahale edilen videolar konusunda ciddi uyarılarda bulundu.</p>

<p>Cömert, insanların ameliyat korkusundan veya sağlık sorunlarına hızlı çözüm arayışından yararlanabilecek kişilerin ortaya çıkabildiğini belirterek, bilimsel olmayan uygulamalara karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Özellikle boyun bölgesinin kontrolsüz şekilde kütletilmesinin ciddi sonuçlara yol açabileceğini anlatan Cömert, 18 yaşındaki bir hastasının evde boynunu kütletmesinin ardından boynunun hareketinin kısıtlandığını ve tedavi edilmesi gerektiğini aktardı.</p>

<p>Cömert’in bu örneği, sosyal medyada “rahatlatıcı” veya “fıtığı yerine soktuğu” iddiasıyla paylaşılan kontrolsüz manipülasyonların ne kadar dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha gündeme getirdi.</p>

<h2>“Bilimden vazgeçmemek gerekiyor”</h2>

<p>Beyin ve sinir cerrahisi ameliyatlarının toplumda zaman zaman ciddi korkular oluşturduğunu belirten Cömert, hastaların bu korku nedeniyle bilimsel olmayan yöntemlere yönelmemesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Tıp teknolojisinin gelişmesiyle birlikte cerrahi tekniklerin de önemli ölçüde ilerlediğini belirten Cömert, mikrocerrahinin beyin ve sinir cerrahisi alanındaki gelişim açısından önemli bir yere sahip olduğunu ifade etti.</p>

<p>Bununla birlikte her cerrahi işlemin kendi içerisinde riskleri bulunduğunu da belirten Cömert, cerrahinin doğru hastada, doğru teknikle ve alanında uzman hekimler tarafından uygulanmasının önemine dikkat çekti.</p>

<h2>“Ameliyatsız çözüm, yaşam tarzını değiştirmekle başlayabilir”</h2>

<p>Fıtık tedavisinde ameliyat dışındaki seçeneklerin de bulunduğunu belirten Cömert, hastaların yaşam biçimlerini gözden geçirmesinin önemli olduğunu söyledi.</p>

<p>Fazla kilosu bulunan kişilerin kilo vermesi, uzun süreli araç kullanımından kaçınması ve fizik tedavi gibi yöntemlerden yararlanmasının tedavi sürecinde önemli olabileceğini belirtti.</p>

<p>Ancak özellikle internet ve sosyal medyada popüler hale gelen, omurgaya ani ve kontrolsüz hareketlerle müdahale edilen uygulamaların risk taşıyabileceği konusunda uyarıda bulunan Cömert, hastaların bu tür yöntemleri uzman hekim görüşü almadan uygulamaması gerektiğine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Doğru yatak ve yastık seçimi de önemli</h2>

<p>Programda dinleyicilerin merak ettiği bir diğer konu ise yatak seçimi oldu.</p>

<p>Çok sert veya çok yumuşak yatakların yerine vücudu aşırı gömmeyen, ortopedik özelliklere sahip bir yatağın tercih edilebileceğini belirten Cömert, boyun fıtığı bulunan hastaların kendilerine uygun yastık seçeneklerini değerlendirebileceğini söyledi.</p>

<h2>Ev işlerinde de omurgayı korumak gerekiyor</h2>

<p>Ev hanımlarının yaşadığı omurga problemlerine de değinen Cömert, gün içerisinde yapılan temizlik, eğilme, kaldırma ve çocuklarla ilgilenme gibi faaliyetlerin bel bölgesine yük bindirebildiğini söyledi.</p>

<p>Özellikle uzun süre ve yoğun şekilde yapılan ev temizliğinin bel ağrılarını artırabileceğini belirten Cömert, günlük yaşam içerisinde işleri daha dengeli şekilde yapmanın ve temizlik sırasında vücudu zorlayacak hareketlerden kaçınmanın önemli olduğunu ifade etti.</p>

<h3>Omurga sağlığında bilinçli hareket önemli</h3>

<p>Doç. Dr. Serhat Cömert’in açıklamaları, bel ve boyun ağrılarının günlük yaşam alışkanlıklarıyla yakından ilişkili olabileceğini bir kez daha ortaya koydu. Uzun süre hareketsiz kalmak, yanlış pozisyonda çalışmak, ağır kaldırmak, telefon kullanırken boynu uzun süre öne eğmek ve kontrolsüz egzersizler omurga sağlığını olumsuz etkileyebilecek faktörler arasında ele alındı.</p>

<p>Öte yandan her ağrının fıtık olmadığı, her fıtığın da ameliyat gerektirmediği vurgulandı. Hastaların şikâyetlerini doğru değerlendirebilmek için uzman hekim muayenesinden geçmesi ve gerekli durumlarda görüntüleme yöntemlerinden yararlanılması gerektiği belirtildi.</p>

<p><strong>Doç. Dr. Serhat Cömert’in konuk olduğu “Sertaç Kantarcı ile Sağlık Olsun” programında; bel ve boyun fıtığından skolyoza, telefon boynundan spor ve beslenmeye, uzun yolculuklardan sosyal medyada yaygınlaşan kontrolsüz uygulamalara kadar omurga sağlığını ilgilendiren pek çok başlık kapsamlı şekilde ele alındı.</strong></p>

<p><strong>KAYNAK: www.radyonabi.com</strong></p>

<p><strong>Radyo Nabiz 106.7</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık/Yaşam</category>
      <guid>https://www.ankaramuhabir.com/doc-dr-serhat-comertten-fizik-sagligina-dair-altin-bilgiler</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 13:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ankaramuhabircom.teimg.com/crop/1280x720/ankaramuhabir-com/uploads/2026/08/beyin-sinir-cerrahis-uzmani-doc-dr-serhat-comert.jpg" type="image/jpeg" length="32004"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Op. Dr. Nail Durucan Özaydın: Başarılı Burun Estetiğinde Hedef Hem Şıklık Hem Rahat Nefes]]></title>
      <link>https://www.ankaramuhabir.com/op-dr-nail-durucan-ozaydin-basarili-burun-estetiginde-hedef-hem-siklik-hem-rahat-nefes</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ankaramuhabir.com/op-dr-nail-durucan-ozaydin-basarili-burun-estetiginde-hedef-hem-siklik-hem-rahat-nefes" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Radyo Nabız 106.7’de yayınlanan “Sertaç Kantarcı ile Sağlık Olsun” programının konuğu Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Nail Durucan Özaydın oldu. Programda burun estetiğinden nefes alma problemlerine, burun dolgusundan ameliyat sonrası iyileşme sürecine kadar pek çok konu ele alındı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ankara Life Dergisi’nin sunduğu <strong>“Sertaç Kantarcı ile Sağlık Olsun”</strong> programında bu hafta Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı <strong>Op. Dr. Nail Durucan Özaydın</strong> konuk edildi. Dinleyicilerden gelen çok sayıda soruyu yanıtlayan Özaydın; burun estetiğinin hangi yaşta yapılabileceğinden ameliyat sonrası spor ve yüzme sürecine, burun dolgusu ile cerrahi arasındaki farklardan nefes alma problemlerine kadar birçok merak edilen konu hakkında bilgi verdi.</p>

<h3>Burun estetiği için ideal yaş nedir?</h3>

<p>Burun estetiğinde kemik gelişiminin tamamlanmasının önemli olduğunu belirten Op. Dr. Nail Durucan Özaydın, genel olarak kız çocuklarında 16, erkeklerde ise 17 yaş civarında kemik gelişiminin tamamlanabildiğini ifade etti.</p>

<p>18 yaş altında yapılacak estetik operasyonlarda aile izninin gerektiğini belirten Özaydın, özellikle ergenlik döneminde burun yapısının kişinin sosyal hayatını ve psikolojisini ciddi şekilde etkilediği durumlarda, kemik gelişiminin de yeterli olması şartıyla cerrahinin değerlendirilebileceğini söyledi. Bununla birlikte mümkün olduğunca 18 yaşın beklenmesini tercih ettiklerini belirtti.</p>

<h3>Estetik ve nefes alma problemi aynı anda çözülebilir mi?</h3>

<p>Programın öne çıkan başlıklarından biri, burun estetiğiyle birlikte nefes alma problemlerinin giderilip giderilemeyeceği oldu.</p>

<p>Özaydın, burun ameliyatlarında yalnızca estetik görünümün değil, <strong>rahat nefes alma ve uyku kalitesinin</strong> de önemli olduğunu belirtti. Estetik ve fonksiyonel problemlerin uygun hastalarda aynı ameliyat sırasında ele alınabileceğini ifade etti.</p>

<h3>Yapay zekâ burun estetiğinde nasıl kullanılıyor?</h3>

<p>Son yıllarda tıp alanında daha fazla kullanılmaya başlanan yapay zekâ teknolojilerinin burun estetiğinde de çeşitli amaçlarla kullanıldığını belirten Özaydın, özellikle ameliyat öncesi simülasyonların hasta ve hekim arasındaki beklentilerin ortaklaştırılmasına yardımcı olduğunu söyledi.</p>

<p>Ancak sosyal medyadan veya internetten bulunan bir burun fotoğrafının doğrudan hastaya uygulanmasının doğru olmadığını belirten Özaydın, <strong>her burun tasarımının kişinin yüz yapısına uygun olmayabileceğine</strong> dikkat çekti.</p>

<h3>Doğal burun görünümü öne çıkıyor</h3>

<p>Burun estetiğinde son dönemde doğal sonuçların daha fazla tercih edildiğini belirten Özaydın, kendisinin de doğal görünümlü sonuçlardan yana olduğunu ifade etti.</p>

<p>Bazı hastaların ise daha belirgin ve yapay görünümlü burunları tercih edebildiğini belirten Özaydın, bu durumda dahi cerrahinin gerçekçi sınırlar içerisinde planlanması gerektiğini söyledi.</p>

<h3>Burun ucu ameliyatsız kaldırılabilir mi?</h3>

<p>Burun ucunun bazı uygun hastalarda <strong>burun dolgusu</strong> ile daha kalkık bir görünüme getirilebileceğini belirten Özaydın, bunun her burun yapısı için uygun olmadığını özellikle vurguladı.</p>

<p>Burun dolgularının hareketin az olduğu bir bölge olması nedeniyle uzun süre kalabildiğini ancak kalıcı bir işlem olmadığını belirten Özaydın, burun bölgesine ip uygulamasını ise önermediğini söyledi. İple burun kaldırma işleminin cilt altı dokularda hasara ve yara dokusuna neden olabileceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Burun estetiği ameliyatı ne kadar sürüyor?</h3>

<p>Burun estetiği ameliyatlarının süresinin burun yapısına ve yapılacak işlemin kapsamına göre değiştiğini belirten Özaydın, ortalama operasyon süresinin yaklaşık <strong>2,5 saat</strong> olduğunu söyledi.</p>

<p>Daha zor ve kompleks vakalarda operasyon süresinin 3,5 saate kadar çıkabildiğini belirten Özaydın, ameliyatların genel anestezi altında yapılmasını tercih ettiğini ifade etti.</p>

<h3>Ameliyat sonrası normal hayata dönüş ne kadar sürüyor?</h3>

<p>Burun ameliyatı sonrası iyileşme sürecinin kişiden kişiye değişebildiğini belirten Özaydın, modern teknikler sayesinde hastaların geçmişe göre çok daha kısa sürede günlük yaşamlarına dönebildiklerini söyledi.</p>

<p>Burun içi tamponların yaklaşık beş gün tutulabildiğini, burun sırtındaki bantlama sürecinin ise hastaya göre birkaç hafta devam edebildiğini belirten Özaydın, <strong>ortalama iki hafta sonrasında hastaların günlük yaşamlarına büyük ölçüde adapte olabildiğini</strong> ifade etti. Burun şeklinin tamamen oturmasının ise daha uzun sürebileceğini söyledi.</p>

<h3>Ameliyat sonrası spor ve yüzme ne zaman yapılabilir?</h3>

<p>Spor yapan dinleyicilerin sorularını da yanıtlayan Özaydın, burun estetiği sonrasında ilk ay spor yapılmasını önermediğini belirtti.</p>

<p>Birinci aydan sonra yürüyüş gibi daha hafif aktivitelerin başlanabileceğini, ikinci aydan itibaren kontrollü egzersizlere geçilebileceğini ve üçüncü aydan sonra büyük ölçüde normal aktivitelere dönülebileceğini ifade etti.</p>

<p>Yüzme konusunda ise özellikle ilk ay yüzmeyi önermediklerini, bazı hastalarda bu sürenin üç aya kadar uzayabildiğini belirtti.</p>

<h3>Sigara, burun ameliyatının iyileşmesini etkiliyor</h3>

<p>Sigara ve elektronik sigaranın ameliyat sonrası iyileşme sürecini olumsuz etkileyebileceğini belirten Özaydın, mümkün olduğunca ameliyattan önce ve sonra sigara kullanımının bırakılmasını önerdi.</p>

<p>Özaydın, kendi uygulamalarında hastalardan mümkünse ameliyattan <strong>en az 15 gün önce ve 15 gün sonra</strong> sigarayı bırakmalarını istediğini belirtti.</p>

<h3>Diyabet ve tansiyon hastaları burun estetiği yaptırabilir mi?</h3>

<p>Tip 1 diyabet hastalarının burun estetiği yaptırıp yaptıramayacağı sorusunu da yanıtlayan Özaydın, bu tür durumlarda ilgili branştan ayrıntılı değerlendirme ve onay alınması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Tansiyon hastaları için de benzer şekilde gerekli kontrollerin yapılması gerektiğini belirten Özaydın, bu hastalarda kanama riskinin bir miktar daha yüksek olabileceğine dikkat çekti.</p>

<h3>Alerjik rinit ve burun eğriliği ameliyata engel mi?</h3>

<p>Alerjik rinitin burun ameliyatına tek başına engel olmadığını belirten Özaydın, Türkiye’de çok sayıda alerjik rinit hastasının burun ameliyatlarından fayda gördüğünü ifade etti.</p>

<p>Burun eğriliğinin de ameliyat sırasında düzeltilebildiğini belirten Özaydın, deviasyon ve estetik burun ameliyatlarının uygun hastalarda aynı operasyon içerisinde yapılabileceğini söyledi. Burun eti büyümesinin de cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilen problemler arasında olduğunu ifade etti.</p>

<h3>Burun ameliyatı koku alma duyusunu etkiler mi?</h3>

<p>Burun ameliyatlarından sonra koku alma duyusunda geçici veya nadiren kalıcı değişiklikler yaşanabileceğini belirten Özaydın, bazı cerrahi tekniklerin koku alma bölgesini etkileyebildiğini söyledi.</p>

<p>Ameliyat sonrasında oluşabilecek ödem ve burun tıkanıklığının da bir süre koku alma duyusunu etkileyebileceğini ancak bunun çoğu hastada kalıcı bir probleme dönüşmediğini ifade etti.</p>

<h3>Burun dolgusu güvenli mi?</h3>

<p>Burun dolgusu konusunda da önemli uyarılarda bulunan Özaydın, işlemin <strong>deneyimli ve bu konuda yetkin bir hekim tarafından</strong> yapılmasının kritik olduğunu söyledi.</p>

<p>Burun dolgusunun ciddi komplikasyonlara yol açabileceğini belirten Özaydın, nadir de olsa görme kaybı gibi ciddi risklerin bulunduğunu ifade etti. Bu nedenle kaliteli ürün kullanımı, doğru teknik ve olası komplikasyonları yönetebilecek uzmanlık düzeyinin önemine dikkat çekti.</p>

<p>Burun dolgusu ile ameliyat arasında seçim yapılırken ise hastanın nefes alma problemi, burun yapısı ve deformitenin boyutunun değerlendirilmesi gerektiğini belirten Özaydın, küçük deformitelerde dolgunun seçenek olabileceğini ancak nefes alma problemi bulunan hastalarda cerrahinin daha kapsamlı bir çözüm sağlayabileceğini söyledi.</p>

<h3>Eğri burun tamamen düzeltilebilir mi?</h3>

<p>Eğri burunların cerrahi olarak önemli ölçüde düzeltilebildiğini ancak her vakada yüzde 100 kusursuz bir sonuç garantisi vermenin doğru olmadığını belirten Özaydın, dışarıdan fark edilmeyecek düzeyde küçük eğriliklerin kalabileceğini ifade etti.</p>

<p>Çocukluk döneminde kırılmış bir burnun yıllar sonra da tedavi edilebileceğini belirten Özaydın, aradan uzun yıllar geçmiş olmasının cerrahiye engel olmadığını söyledi.</p>

<h3>Burun temizliği ameliyat sonrasında nasıl yapılmalı?</h3>

<p>Ameliyat sonrası burun temizliğinin iyileşme sürecinde önemli olduğunu belirten Özaydın, burun yıkama sistemlerinin kullanılabileceğini söyledi.</p>

<p>Deniz suyu spreylerinin de burun temizliği için seçeneklerden biri olduğunu belirten Özaydın, ameliyat sonrası dönemde yaşanan tıkanıklığın ilk aylarda ödem ve akıntılara bağlı olabileceğini, şikâyetlerin genellikle zaman içerisinde azalmasının beklendiğini ifade etti.</p>

<h3>Başarılı bir burun estetiğinin ölçütü nedir?</h3>

<p>Programın sonunda başarılı bir burun estetiğinin yalnızca dış görünüşle değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Op. Dr. Nail Durucan Özaydın, <strong>estetik görünümün yanı sıra rahat nefes almanın ve hasta memnuniyetinin de önemli olduğunu</strong> vurguladı.</p>

<p>Özaydın, ideal sonucun burun fonksiyonlarının korunması, rahat nefes alınması ve yüzle uyumlu, kabul edilebilir bir estetik görünüm elde edilmesi olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>“Sertaç Kantarcı ile Sağlık Olsun”</strong>, alanında uzman konuklarla sağlık gündemini, güncel bilgileri ve dinleyicilerden gelen soruları Radyo Nabız 106.7’de ele almaya devam ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık/Yaşam</category>
      <guid>https://www.ankaramuhabir.com/op-dr-nail-durucan-ozaydin-basarili-burun-estetiginde-hedef-hem-siklik-hem-rahat-nefes</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 09:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ankaramuhabircom.teimg.com/crop/1280x720/ankaramuhabir-com/uploads/2026/08/op-dr-nail-durucan-ozaydin.jpg" type="image/jpeg" length="43415"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Tüp Bebek Tedavisinde En Önemli Faktör Kadının Yaşı”]]></title>
      <link>https://www.ankaramuhabir.com/tup-bebek-tedavisinde-en-onemli-faktor-kadinin-yasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ankaramuhabir.com/tup-bebek-tedavisinde-en-onemli-faktor-kadinin-yasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Radyo Nabız 106.7’de yayınlanan “Sertaç Kantarcı ile Sağlık Olsun” programının konuğu Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Ebru Yüce oldu. Programda tüp bebek tedavisine ne zaman başvurulması gerektiğinden kadın ve erkek kaynaklı infertiliteye, embriyo transferinden endometriozis ve polikistik over sendromuna kadar pek çok konu ele alındı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ankara Life Dergisi’nin sunduğu “Sertaç Kantarcı ile Sağlık Olsun” programında bu hafta Doç. Dr. Ebru Yüce konuk edildi. Dinleyicilerden gelen soruları yanıtlayan Yüce, tüp bebek tedavisiyle ilgili doğru bilinen yanlışlara açıklık getirirken, çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin hangi durumlarda hekime başvurması gerektiği konusunda da önemli bilgiler paylaştı.</p>

<p><strong>Tüp bebek ile doğal gebelik arasındaki fark nedir?</strong><br />
Tüp bebek tedavisinin temel mantığını anlatan Doç. Dr. Ebru Yüce, doğal gebelikte döllenmenin kadın üreme sistemindeki tüplerde gerçekleştiğini, tüp bebek tedavisinde ise bu sürecin laboratuvar ortamında gerçekleştirildiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Laboratuvar ortamında oluşan embriyonun daha sonra rahim içerisine transfer edildiğini ifade eden Yüce, tüp bebek yöntemiyle oluşan gebelik ile doğal yolla oluşan gebelik arasında gebeliğin ilerleyişi ve sonrasındaki süreç açısından temel bir fark bulunmadığını söyledi.</p>

<p><strong>Çiftler ne zaman tüp bebek uzmanına başvurmalı?</strong><br />
Programın önemli başlıklarından biri de çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin ne zaman doktora başvurması gerektiği oldu.</p>

<p>Doç. Dr. Ebru Yüce, kadın yaşı 35’in altındaysa düzenli ve korunmasız ilişkiye rağmen bir yıl içerisinde gebelik elde edilememesi durumunda hekime başvurulması gerektiğini belirtti.</p>

<p>35 yaş üzerindeki ve 40 yaşın altındaki kadınlarda ise bu sürenin altı aya indiğini ifade eden Yüce, 40 yaş ve üzerindeki kadınlarda ise üç aylık deneme sonrasında gebelik oluşmaması halinde vakit kaybetmeden hekime başvurulmasını önerdi. Kadın yaşının tüp bebek tedavisindeki başarı açısından önemli faktörlerden biri olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>İnfertilitede yalnızca kadın faktörü yok</strong><br />
Toplumdaki yaygın yanlışlardan birinin çocuk sahibi olamama durumunun yalnızca kadın kaynaklı olduğuna inanılması olduğunu belirten Yüce, erkek faktörünün de önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.</p>

<p>Erkeklerde özellikle sperm problemlerinin değerlendirilmesinde sperm analizinin önemli olduğunu belirten Yüce, bu analiz sayesinde sperm sayısı ve özellikleri hakkında bilgi edinilebildiğini ifade etti.</p>

<p><strong>Tüp bebekte başarı oranı kişiden kişiye değişiyor</strong><br />
Tüp bebek tedavisinde herkes için geçerli tek bir başarı oranı vermenin mümkün olmadığını belirten Yüce, başarı oranlarının özellikle kadın yaşına göre değişiklik gösterdiğini söyledi.</p>

<p>Kadın yaşının ilerlemesiyle birlikte tedavinin başarı oranlarının düşebildiğini belirten Yüce, bu nedenle çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin yaş faktörünü de göz önünde bulundurarak gerektiğinde erken dönemde uzman desteği almasının önemine dikkat çekti.</p>

<p><strong>Tüp bebek ilaçları kalıcı bir sorun oluşturur mu?</strong><br />
Programda dinleyicilerin merak ettiği konulardan biri de tüp bebek tedavisinde kullanılan hormon ilaçları oldu.</p>

<p>Yüce, hekim kontrolünde kullanılan hormon ilaçlarının korkulduğu gibi kalıcı bir üretkenlik sorunu oluşturmadığını belirtti. Tedavi sırasında karında şişkinlik, rahatsızlık hissi ve ruh halinde değişiklikler gibi bazı etkilerin görülebileceğini ifade eden Yüce, ilaçların mutlaka hekim gözetiminde kullanılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>Endometriozis hastalarında tüp bebek tedavisi</strong><br />
Endometriozis hastalarında tüp bebek tedavisinin planlanmasında hastanın yaşı, hastalığın yaygınlığı ve yumurtalık rezervine verdiği zarar gibi faktörlerin önemli olduğunu belirten Yüce, endometriozisin yumurtalık rezervini olumsuz etkileyebilen bir hastalık olduğunu söyledi.</p>

<p>Yumurtalık rezervi daha iyi olan hastaların tedavide daha başarılı sonuçlara ulaşma şansının farklı olabileceğini ifade etti.</p>

<p><strong>Polikistik over sendromunda gebelik şansı</strong><br />
Polikistik over sendromu bulunan hastaların tüp bebek tedavisindeki durumuna da değinen Yüce, bu hastalarda çok sayıda yumurtanın gelişebilmesinin söz konusu olabildiğini belirtti.</p>

<p>Yumurtalık rezervi düşük hastalarla karşılaştırıldığında, polikistik over sendromu bulunan bazı hastaların yumurta sayısı açısından daha avantajlı durumda olabileceğini ifade etti.</p>

<p><strong>Sperm sayısı çok düşükse de tedavi mümkün</strong><br />
Sperm sayısı çok düşük olan erkeklerde de çocuk sahibi olmanın mümkün olabileceğini belirten Yüce, menide sperm bulunmadığı durumlarda dahi bazı cerrahi yöntemlerle sperm elde edilebildiğini ve elde edilen spermlerin tüp bebek tedavisinde kullanılabileceğini söyledi.</p>

<p><strong>Mikroenjeksiyon yöntemi nedir?</strong><br />
Tüp bebek tedavisinde kullanılan mikroenjeksiyon yöntemini (ICSI) de açıklayan Yüce, bu yöntemde spermin doğrudan yumurtanın içerisine enjekte edildiğini belirtti.</p>

<p>Özellikle erkek faktörünün söz konusu olduğu ve doğal yollarla gebelik elde edilemeyen çiftlerde kullanılan yöntemlerden biri olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>Dondurulmuş embriyo mu, taze embriyo mu?</strong><br />
Dondurulmuş embriyo transferinin, oluşan embriyonun aynı tedavi döngüsünde değil, sonraki aylarda rahim içerisine transfer edilmesi anlamına geldiğini belirten Yüce, taze ve dondurulmuş embriyo transferlerinin her hasta için aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>“Hangisi daha iyidir?” sorusuna tek bir cevap vermenin mümkün olmadığını belirten Yüce, doğru yöntemin hastanın bireysel özellikleri değerlendirilerek belirlenmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>Tüp bebek tedavisinde dördüz gebelik riski var mı?</strong><br />
Çoğul gebelik konusunda da dinleyicilerin kaygılarını yanıtlayan Yüce, tüp bebek tedavisindeki temel hedefin tekil ve sağlıklı bir gebelik elde etmek olduğunu söyledi.</p>

<p>Mevzuata göre belirli yaş gruplarında transfer edilebilecek embriyo sayısının değişebildiğini belirten Yüce, tek embriyonun bölünerek ikiz gebeliğe dönüşebileceğini ancak dördüz gebelik oluşma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu ifade etti.</p>

<p>Tüp bebekle dünyaya gelen çocuk ile doğal yolla dünyaya gelen çocuk arasında fark var mı?<br />
Programda en çok merak edilen sorulardan biri de tüp bebek yöntemiyle dünyaya gelen çocuklarla doğal yollarla dünyaya gelen çocuklar arasında bir fark olup olmadığıydı.</p>

<p>Doç. Dr. Ebru Yüce, tüp bebek tedavisi sonucunda dünyaya gelen çocukların gebelik ve sonraki yaşam süreçleri açısından doğal yolla oluşan çocuklardan farklı olmadığını belirtti.</p>

<p><strong>Tüp bebek tedavisinde umut yolculuğu</strong><br />
Programın son bölümünde tüp bebek tedavisinin yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda duygusal bir süreç olduğuna da değinen Yüce, daha önce farklı merkezlerde defalarca tedavi denemiş ve umudunu kaybetmiş hastaların gebelik haberini almasının kendisi için en anlamlı anlardan biri olduğunu anlattı.</p>

<p>Uzun ve zorlu tedavi süreçlerinin ardından gebeliğin elde edilmesinin hem hekim hem de hasta açısından tarif edilmesi güç bir mutluluk olduğunu ifade etti.</p>

<p>Programın sonunda Doç. Dr. Ebru Yüce, tüp bebek tedavisi konusunda dinleyicilerin merak ettiği pek çok soruya yanıt verirken, çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin kişisel durumlarına uygun değerlendirme için uzman hekimlere başvurmalarının önemini vurguladı.</p>

<p>“Sertaç Kantarcı ile Sağlık Olsun”, alanında uzman konuklarla sağlık gündemini, güncel bilgileri ve dinleyicilerden gelen soruları Radyo Nabız 106.7’de ele almaya devam ediyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık/Yaşam</category>
      <guid>https://www.ankaramuhabir.com/tup-bebek-tedavisinde-en-onemli-faktor-kadinin-yasi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ankaramuhabircom.teimg.com/crop/1280x720/ankaramuhabir-com/uploads/2026/08/hamilelik-belirtileri.jpg" type="image/jpeg" length="87077"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dişeti kanaması deyip geçmeyin!]]></title>
      <link>https://www.ankaramuhabir.com/diseti-kanamasi-deyip-gecmeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ankaramuhabir.com/diseti-kanamasi-deyip-gecmeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diş hekimine yapılan bir ziyaret, dişlerin durumundan çok daha fazlasını ortaya koyabilir. Alınan bulgular, gelecekteki tip 2 diyabet riskine dair önemli ipuçları taşıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>The Lancet Public Health dergisinde yayımlanan ve 300 binden fazla kişiyi kapsayan geniş çaplı bir inceleme, periodontit (şiddetli diş eti hastalığı) ile ilerleyen dönemde tip 2 diyabet teşhisi konulma olasılığı arasında bağ bulunduğunu ortaya koydu.</p>

<p>Söz konusu ilişkinin tersi yönde de işlediği, diyabetin de gelecekte diş eti hastalığı ve diş kaybı riskini artırdığı belirlendi. Bu bulgular, ağız sağlığı ile metabolik sağlık arasındaki bağın tahmin edilenden daha güçlü olduğuna işaret ediyor.</p>

<p><strong>Periodontit ve diyabet arasındaki çift yönlü ilişki</strong><br />
Portekiz'deki Egas Moniz Sağlık ve Bilim Okulundan periodontolog João Botelho liderliğindeki uluslararası ekip, 16 ülkeden 28 uzun süreli çalışmayı inceledi.</p>

<p>Yaklaşık 29 bin katılımcının 5 ila 20 yıl boyunca takip edildiği altı araştırmada, başlangıçta periodontit rahatsızlığı bulunan kişilerin takip sürecinde tip 2 diyabete yakalanma oranının hastalıksız bireylere kıyasla yüzde 18 ila 25 daha yüksek olduğu tespit edildi.</p>

<p>Tüm dişlerini kaybetmiş kişilerin takip sürecinde yeni tip 2 diyabet teşhisi alma oranının yüzde 30 daha yüksek olduğu görüldü. Benzer şekilde, araştırmaya diyabet hastası olarak başlayan kişilerin ilerleyen yıllarda periodontit geliştirme ve diş kaybı yaşama olasılığının daha yüksek olduğu kaydedildi.</p>

<p><strong>Sistemik iltihaplanma insülin direncini tetikliyor</strong><br />
Uzmanlar, iki durum arasındaki ilişkinin olası nedenlerini ağızdaki sürekli iltihaplanmaya bağlıyor. Hasarlı diş eti dokusundan kana karışan bakteri ve iltihaplı moleküller, vücudun diğer bölgelerinde iltihaplanmaya yol açabiliyor. Bu durum teorik olarak vücudun insülin hormonuna verdiği yanıtı olumsuz etkileyerek tip 2 diyabetin temel özelliklerinden biri olan insülin direncine zemin hazırlıyor.</p>

<p>Kandaki yüksek şeker seviyesi ise iyileşme sürecini yavaşlatarak vücudun enfeksiyonlarla mücadele kapasitesini düşürüyor ve diyabet hastalarını diş eti hastalıklarına karşı daha savunmasız bırakıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sağlık sistemlerinin entegrasyonu çağrısı</strong><br />
Dünya genelinde diyabetin yaklaşık 830 milyon, ağız hastalıklarının ise 3,7 milyar kişiyi etkilediği belirtiliyor. Bu yüksek oranlara rağmen ağız sağlığı, diyabet önleme ve yönetim stratejilerine henüz düzenli olarak dahil edilmiyor.</p>

<p>Araştırma ekibinden Fernando Valentim Bitencourt, ağız sağlığı ve diyabet bakımının daha yakın entegrasyonunun tedavileri iyileştireceğini ve sağlık sistemlerini daha verimli hale getireceğini vurguluyor.</p>

<p>Kızarık, şiş, çekilen veya sık sık kanayan diş etlerinin, özellikle diyabet risk faktörleri taşıyan bireyler tarafından bir diş hekimine danışılması gerektiği ifade ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık/Yaşam</category>
      <guid>https://www.ankaramuhabir.com/diseti-kanamasi-deyip-gecmeyin</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 10:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ankaramuhabircom.teimg.com/crop/1280x720/ankaramuhabir-com/uploads/2026/08/agiz-bakimi.jpg" type="image/jpeg" length="92118"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Etlik Şehir Hastanesi'nden çocuklarda görülen yüksek ateşle ilgili açıklama!]]></title>
      <link>https://www.ankaramuhabir.com/etlik-sehir-hastanesinden-cocuklarda-gorulen-yuksek-atesle-ilgili-aciklama</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ankaramuhabir.com/etlik-sehir-hastanesinden-cocuklarda-gorulen-yuksek-atesle-ilgili-aciklama" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Etlik Şehir Hastanesi, çocuklarda yüksek ateşin her zaman acil durum anlamına gelmediğini belirterek ailelere dikkat edilmesi gereken belirtileri açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ankara Etlik Şehir Hastanesi, çocuklarda görülen yüksek ateş konusunda aileleri bilgilendiren bir paylaşım yaptı. Hastane tarafından yapılan bilgilendirmede, yüksek ateşin birçok enfeksiyonun belirtisi olabileceği ancak her durumda acil bir tabloyu göstermediği belirtildi.</p>

<p>Çocuklarda ateş değerlendirilirken çocuğun yaşı, ateşin derecesi ve ne kadar süredir devam ettiği ile birlikte ateşe eşlik eden belirtilerin dikkate alınması gerektiği vurgulandı. Hastane, bazı durumlarda acil sağlık değerlendirmesinin gerekli olabileceğine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>HANGİ DURUMLARDA ACİLE BAŞVURULMALI?</strong></h2>

<p>Ankara Etlik Şehir Hastanesi Acil Servisi tarafından paylaşılan bilgilere göre, 3 aydan küçük bebeklerde 38 derece ve üzerindeki ateş ile 3-6 aydan büyük bebeklerde 39 derece ve üzerindeki ateş durumunda acil başvuru yapılması gerekiyor. Ateşle birlikte nefes darlığı, hızlı veya zor nefes alma, dudaklarda ya da tırnaklarda morarma ve renk değişikliği görülmesi de acil değerlendirme gerektiren durumlar arasında sıralandı.</p>

<p>Ateşe havalenin eşlik etmesi, şiddetli halsizlik, çocuğun uyandırılamaması veya bilinç bulanıklığı yaşanması halinde de vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği belirtildi.</p>

<h2><strong>SIVI ALAMAMA VE UZUN SÜREN ATEŞE DİKKAT</strong></h2>

<p>Çocuğun sıvı alamaması, sürekli kusması, idrar miktarında azalma görülmesi veya 8 saatten uzun süre idrar yapmaması da acil başvuru gerektiren belirtiler arasında yer aldı.</p>

<p>Hastane tarafından yapılan bilgilendirmede, ateşin 3 günden uzun sürmesi veya düştükten sonra yeniden yükselmesi durumunda da sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği ifade edildi. Bu belirtilerin çocukta yüksek ateşle birlikte görülmesi halinde ailelerin sağlık hizmetinden yararlanması gerektiği vurgulandı.</p>

<h2><strong>HER YÜKSEK ATEŞ ACİL DURUM ANLAMINA GELMİYOR</strong></h2>

<p>Ankara Etlik Şehir Hastanesi, yüksek ateş görülen her çocuğun acil servise başvurmasının gerekmediğine de dikkat çekti. Ateşin 38-39 derece arasında olması, 2-3 gün sürmesi ve çocuğun genel durumunun iyi olması halinde poliklinik başvurusunun uygun olabileceği belirtildi.</p>

<p>Ateş düşürücü sonrasında ateşin düşmesi ve çocuğun oyun oynayabilir, beslenebilir durumda olması da poliklinik başvurusunun değerlendirilebileceği durumlar arasında gösterildi. Hafif öksürük, burun akıntısı veya boğaz ağrısıyla birlikte görülen ateş, aşı sonrasında gelişen ateş ve düzenli doktor kontrolünde takip edilen kronik hastalığı bulunan çocuklarda ortaya çıkan ateş için de poliklinik başvurusunun uygun olabileceği aktarıldı.</p>

<h2><strong>EVDE DESTEKLEYİCİ UYGULAMALAR</strong></h2>

<p>Hastane, çocuğun ateşlenmesi durumunda evde uygulanabilecek destekleyici önerileri de paylaştı. Ateş düşürücülerin doktor önerisi doğrultusunda kullanılması gerektiği belirtilirken, çocuğun bol sıvı tüketmesinin sağlanması önerildi.</p>

<p>Çocuğun hafif giydirilmesi ve odasının serin ve havadar tutulması gerektiği ifade edildi. Ilık suyla ılık duş yaptırılabileceği veya vücudun ılık suyla silinebileceği belirtildi. Ailelerin çocuğun ateşini ve diğer şikayetlerini takip etmesi, gerekli durumlarda sağlık kuruluşuna başvurması gerektiği vurgulandı.</p>

<h2><strong>ATEŞ TAKİP EDİLMELİ</strong></h2>

<p>Yüksek ateş sırasında sıvı alımının artırılması, hafif ve besleyici gıdaların tercih edilmesi, ateşin düzenli olarak ölçülerek kaydedilmesi ve çocuğun dinlenmesine özen gösterilmesi önerildi.</p>

<p>Çocuğun şikayetlerinde artış olması halinde ise vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği belirtildi. Ankara Etlik Şehir Hastanesi, ateşin vücudun enfeksiyonla savaşma mekanizması olduğunu ancak bazı durumlarda acil değerlendirme gerekebileceğini hatırlattı. Hastane, paylaşımını “Sağlığınızı ihmal etmeyin. Erken müdahale hayat kurtarır.” mesajıyla tamamladı.</p>

<p>KAYNAK: www.ankaramasasi.com</p>

<p><img src="https://cdn.ankaramasasi.com/2026/08/10/yuksek-ates-uyarisi-10082026-1-ceugg9ah.webp" /></p>

<p><img src="https://cdn.ankaramasasi.com/2026/08/10/yuksek-ates-uyarisi-10082026-2-6ikzb0en.webp" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık/Yaşam</category>
      <guid>https://www.ankaramuhabir.com/etlik-sehir-hastanesinden-cocuklarda-gorulen-yuksek-atesle-ilgili-aciklama</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 10:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ankaramuhabircom.teimg.com/crop/1280x720/ankaramuhabir-com/uploads/2026/08/cocuklarda-ates-nasil-dusurulur.webp" type="image/jpeg" length="15695"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyanet cuma hutbesinde toplumsal birlik ve beraberliğe dikkat çekti]]></title>
      <link>https://www.ankaramuhabir.com/diyanet-cuma-hutbesinde-toplumsal-birlik-ve-beraberlige-dikkat-cekti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ankaramuhabir.com/diyanet-cuma-hutbesinde-toplumsal-birlik-ve-beraberlige-dikkat-cekti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı, 7 Ağustos tarihli cuma hutbesini "Kardeşlik" temasıyla yayımladı. Hutbede, İslam coğrafyasındaki savaşlara dikkat çekilerek tefrikaya karşı vahdet şuuru vurgulandı. İşte Diyanet'in 7 Ağustos 2026 tarihli cuma hutbesi...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Diyanet İşleri Başkanlığı, 7 Ağustos 2026 tarihinde camilerde okunacak cuma hutbesinin konusunu "Kardeşlik" olarak belirledi. İslam coğrafyasında artan gerilimler, kan ve gözyaşının hâkim olduğu çatışma ortamları ile Türkiye'yi hedef alan tehditlerin gölgesinde yayımlanan hutbede, toplumsal birlik ve beraberliğin hayati önemine dikkat çekildi. Mehmet Akif Ersoy'un dizeleriyle tefrikaya (bölücülüğe) karşı uyarılarda bulunulan Diyanet 7 Ağustos Cuma hutbesi, vatandaşları fitneye karşı basirete ve vahdet şuuruna davet etti.</p>

<p><strong>KARDEŞLİK</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Muhterem Müslümanlar!<br />
Yüce dinimiz İslam’ın temel hedefi, hem bu dünya hem de ebedi âlemde insanlığın huzur ve mutluluğunu sağlamaktır. Huzur ve mutluluğu sağlamanın yolu ise; kardeş olmaktan, aramızdaki sevgi ve muhabbeti daha da güçlendirmekten geçmektedir. Öyle ki Rahmet Elçisi Peygamberimiz (s.a.s), birbirimizi sevmeyi iman etmenin bir gereği olarak ifade etmiştir.1</p>

<p>Aziz Müminler!<br />
Savaşların farklı bölgelere yayıldığı, İslam coğrafyasında kan ve gözyaşının hâkim olduğu, ülkemizin ateş çemberinin içine çekilmek istendiği bir dönemde; istikbalimiz, kardeşliğimize bağlıdır. Ecdadımızın canlarını feda ederek bizlere emanet ettiği cennet vatanımızda; sevinçlerimiz, hüzünlerimiz, dualarımız, zenginlik olarak kabul ettiğimiz farklılıklarımız bizleri yekvücut kılacaktır.</p>

<p>Kıymetli Müslümanlar!<br />
Dün olduğu gibi bugün de kardeşliğimize göz diken, muhabbetimize kasteden, bizi birbirimize düşürmek isteyenler olacaktır. Şunu unutmayalım ki, sadece Müslümanların değil, mazlum durumda olan bütün insanların umudu olan bizler, gaflet içerisinde olmadığımız müddetçe düşmanlarımızın emelleri kursaklarında kalacaktır. Cenâb-ı Hakk’ın, “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; bölünüp parçalanmayın”2 emri gereğince dinimize ve mukaddesatımıza bağlı kalırsak fitne ve fesat ateşi bizlere dokunamayacaktır. Rahmet Peygamberi (s.a.s)’in, “Birbirinizle ilgi ve alakayı kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize haset etmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun”3 çağrısına kulak verirsek ayrılık ve gayrılık bu topraklarda kendine yer bulamayacaktır. “Müminler ancak kardeştirler, öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız” 4 emr-i ilahisine göre davranırsak vatanımızın dirliğini ve ümmetin birliğini kimse bozamayacaktır.</p>

<p>Değerli Müminler!<br />
Şunu hepimiz biliriz ki; “Girmeden tefrika bir millete düşman giremez. Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.” Bugün bize düşen; fitneye karşı basiretle, ayrılığa karşı vahdet şuuru ile hareket etmek, birbirimizi koruyup gözetmektir. Kardeşliğimizi zedeleyebilecek her türlü şeyden uzak durmak, birbirimizin yükünü hafifletmektir. Milli ve manevi değerlerimiz etrafında buluşmak; birlikte rahmetin, ayrılıkta azabın olduğunu5 unutmamaktır.</p>

<p>Aziz Kardeşlerim!<br />
Kendi inanç ve medeniyet köklerimize tutunduğumuzda, bir binanın tuğlaları gibi birbirimize sımsıkı kenetlendiğimizde yarınlarımız daha huzurlu olacaktır. Hutbemizi, Yüce Rabbimizin şu uyarısıyla bitiriyoruz: “Allah’a ve Resûlüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık/Yaşam</category>
      <guid>https://www.ankaramuhabir.com/diyanet-cuma-hutbesinde-toplumsal-birlik-ve-beraberlige-dikkat-cekti</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ankaramuhabircom.teimg.com/crop/1280x720/ankaramuhabir-com/uploads/2026/08/diyanet-cuma-hutbesi.webp" type="image/jpeg" length="94092"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuk gelişim uzmanından önemli tespit: Ebeveyn tükenmişliği giderek artıyor]]></title>
      <link>https://www.ankaramuhabir.com/cocuk-gelisim-uzmanindan-onemli-tespit-ebeveyn-tukenmisligi-giderek-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ankaramuhabir.com/cocuk-gelisim-uzmanindan-onemli-tespit-ebeveyn-tukenmisligi-giderek-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Radyo Nabız’da yayınlanan “Vital” programına konuk olan Çocuk Gelişim Uzmanı Gökçe Yüksel Kurban, günümüz ebeveynliğinde artan kaygılar, sosyal medyanın aileler üzerindeki etkisi ve çocukların sağlıklı gelişimi için dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Mükemmel ebeveyn diye bir kavram yok”</strong><br />
Yüksel Kurban, günümüzde birçok anne ve babanın kusursuz ebeveyn olma baskısı hissettiğini belirterek, “Hiçbirimiz mükemmel değiliz. Ebeveynlik gibi duyguların yoğun yaşandığı bir süreçte mükemmellik beklentisi aileleri yıpratıyor” dedi.</p>

<p><strong>Sosyal medya kaygıyı artırıyor</strong><br />
Sosyal medya içeriklerinin ebeveynler üzerinde baskı oluşturduğunu ifade eden Yüksel Kurban, “En iyi oyuncak, en organik beslenme, en doğru eğitim gibi içerikler ailelerde ‘Acaba eksik mi yapıyorum?’ kaygısını artırıyor. Oysa her çocuğun ve her ailenin ihtiyaçları farklıdır” diye konuştu.</p>

<p><strong>“Önce ebeveyn güçlenmeli”</strong><br />
Çocuk gelişiminde yalnızca çocuğa odaklanmanın yeterli olmadığını vurgulayan Yüksel Kurban, “Çocuğun iyi olması için önce ebeveynin kendini güçlü hissetmesi gerekir. Biz danışmanlık sürecinde sadece çocuğu değil, aileyi de değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Çocukların en büyük ihtiyacı güvenli bağlanma</strong><br />
Uzman isim, çocukların pahalı oyuncaklardan veya kusursuz planlanmış etkinliklerden çok; kendilerini güvende hissettikleri, sevildikleri ve anlaşıldıkları bir aile ortamına ihtiyaç duyduklarını belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Öfke nöbetleri gelişimin doğal bir parçası olabilir</strong><br />
Özellikle 2-4 yaş arasında görülen öfke nöbetlerinin gelişimsel süreçte doğal olabileceğini söyleyen Yüksel Kurban, “Öfke bir duygudur ve yanlış değildir. Asıl önemli olan çocuğa bu duyguyu nasıl yöneteceğini öğretmektir” dedi.</p>

<p><strong>“Çocuk, ebeveynini model alır”</strong><br />
Çocukların duygu yönetimini büyük ölçüde ailelerinden öğrendiğini belirten Yüksel Kurban, ebeveynlerin sakin, tutarlı ve güven veren bir yaklaşım sergilemesinin önemine dikkat çekti.</p>

<p><strong>Eleştirmek yerine rehberlik edilmeli</strong><br />
Ailelere suçlayıcı değil, destekleyici bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini ifade eden Yüksel Kurban, çocuk gelişiminde en önemli unsurun güven ilişkisi olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>Ebeveyn tükenmişliği giderek artıyor</strong><br />
Son yıllarda ebeveynlerin kendilerini yetersiz hissetme oranının yükseldiğine dikkat çeken Yüksel Kurban, sürekli başarı odaklı olmanın aileler üzerinde ciddi bir psikolojik yük oluşturduğunu söyledi.</p>

<p><strong>Çocukların kusursuz ebeveyne değil, yeterince iyi ebeveyne ihtiyacı var</strong><br />
Uzmanlar, çocuk gelişiminde en önemli unsurun mükemmellik değil; sevgi, güven, tutarlılık ve sağlıklı iletişim olduğunu belirtiyor. Ailelerin kendilerini başkalarıyla kıyaslamak yerine çocuklarının bireysel ihtiyaçlarına odaklanmasının hem ebeveynler hem de çocuklar için daha sağlıklı bir yaklaşım olduğu vurgulanıyor.</p>

<p>Kaynak: Radyo Nabız FM 106.7</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık/Yaşam</category>
      <guid>https://www.ankaramuhabir.com/cocuk-gelisim-uzmanindan-onemli-tespit-ebeveyn-tukenmisligi-giderek-artiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 09:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ankaramuhabircom.teimg.com/crop/1280x720/ankaramuhabir-com/uploads/2026/08/gokce-yuksel-kurban.jpg" type="image/jpeg" length="67653"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yapay Zekâ Çağında En Büyük Güç İnsani Beceriler ve Sorgulama Yeteneği Olacak]]></title>
      <link>https://www.ankaramuhabir.com/yapay-zeka-caginda-en-buyuk-guc-insani-beceriler-ve-sorgulama-yetenegi-olacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ankaramuhabir.com/yapay-zeka-caginda-en-buyuk-guc-insani-beceriler-ve-sorgulama-yetenegi-olacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yapay Zekâ ve Dijital Dönüşüm Danışmanı Hasan Başusta, teknolojinin hızla geliştiği yeni dönemde insanların hangi becerilere odaklanması gerektiği ve geleceğin meslekleri üzerine önemli açıklamalar yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yapay Zekâ Çağında En Büyük Güç: İnsani Beceriler ve Sorgulama Yeteneği</strong></p>

<p>Radyo Nabız’da yayınlanan “Vital” programına konuk olan Yapay Zekâ ve Dijital Dönüşüm Danışmanı Hasan Başusta, yapay zekânın iş dünyasına, eğitime ve günlük yaşama etkilerini değerlendirdi. Programda, teknolojinin hızla geliştiği yeni dönemde insanların hangi becerilere odaklanması gerektiği ve geleceğin meslekleri üzerine önemli açıklamalar yapıldı.</p>

<p><strong>“Yapay zekâ her şeyi yapabilir ama insan olamaz”</strong><br />
Başusta, yapay zekânın birçok görevi üstlenebileceğini ancak insan ilişkilerinin yerini alamayacağını belirterek, “Yapay zekâ e-posta yazabilir, analiz yapabilir ama benim adıma bir insanla gerçek bir bağ kuramaz. Sohbet etmek, empati kurmak ve iletişim hâlâ insana özgü değerler” dedi.</p>

<p><strong>İnsani beceriler daha da değer kazanacak</strong><br />
Gelecekte teknik bilginin yanında iletişim, empati, muhakeme ve problem çözme gibi becerilerin çok daha önemli hale geleceğini ifade eden Başusta, insanların kendilerini bu alanlarda geliştirmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>“Yapay zekâ hız kazandırıyor ama üretkenlik tartışmalı”</strong><br />
Yapay zekânın zaman kazandırdığını ancak bunun her zaman üretkenliği artırmadığını belirten Başusta, “Rutin işleri hızlandırıyor fakat aynı zamanda insanları daha fazla ekran başında tutarak dikkat dağınıklığına da neden olabiliyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p><strong>Algoritmalar dikkatimizi yönetiyor</strong><br />
Sosyal medya ve dijital platformların kullanıcıların dikkatini mümkün olduğunca uzun süre ekranda tutmak için tasarlandığını ifade eden Başusta, bu durumun eleştirel düşünme becerilerini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Eğitim sisteminin dönüşmesi gerekiyor</strong><br />
Yapay zekâ çağında ezber bilgi yerine sorgulama becerisinin ön plana çıkacağını vurgulayan Başusta, “Bugün bilgiye ulaşmak çok kolay. Asıl önemli olan doğru soruyu sorabilmek ve alınan bilgiyi sorgulayabilmek” dedi.</p>

<p><strong>Çocuklara eleştirel düşünme öğretilmeli</strong><br />
Eğitimde çocukların yalnızca bilgi edinmeye değil, bilgiyi analiz etmeye ve doğrulamaya yönlendirilmesi gerektiğini belirten Başusta, “İlk duyduğu cevaba hemen inanmayan, araştıran ve sorgulayan bireyler yetiştirmeliyiz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Muhakeme becerisi geleceğin en önemli yetkinliklerinden biri</strong><br />
Başusta, doğru ile yanlışı ayırt edebilme becerisinin yapay zekâ çağında daha da kritik hale geleceğini belirterek, insanların teknolojiyi bilinçli kullanan ve kararlarını kendi değerlendirmeleriyle verebilen bireyler olması gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>Teknoloji insanın yerine değil, yanında olmalı</strong><br />
Yapay zekânın bir tehdit olarak değil, doğru kullanıldığında önemli bir yardımcı olarak görülmesi gerektiğini ifade eden Başusta, insanların zaman kazandıran işleri teknolojiye devredip yaratıcılık, iletişim ve üretkenlik gerektiren alanlara odaklanmasının önemine dikkat çekti.</p>

<p>Uzmanlar, yapay zekânın hayatın birçok alanında etkisini artıracağına dikkat çekerken, gelecekte fark yaratacak en önemli özelliklerin eleştirel düşünme, iletişim, empati ve yaşam boyu öğrenme becerileri olacağını vurguluyor.</p>

<p>Kaynak: Radyonabiz.com</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık/Yaşam</category>
      <guid>https://www.ankaramuhabir.com/yapay-zeka-caginda-en-buyuk-guc-insani-beceriler-ve-sorgulama-yetenegi-olacak</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 09:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ankaramuhabircom.teimg.com/crop/1280x720/ankaramuhabir-com/uploads/2026/08/hasan-basusta-2.jpg" type="image/jpeg" length="46988"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dijital cihazlar çocukların başarısını düşürüyor]]></title>
      <link>https://www.ankaramuhabir.com/dijital-cihazlar-cocuklarin-basarisini-dusuruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ankaramuhabir.com/dijital-cihazlar-cocuklarin-basarisini-dusuruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Okullarda kişisel cep telefonlarının yasaklanması tek başına yeterli olmuyor; çünkü sınıflara kontrolsüzce giren tablet ve bilgisayarlar çocukların öğrenme becerilerini köreltiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Amerika Birleşik Devletleri'ndeki devlet okullarının büyük çoğunluğu her öğrenciye bir dijital cihaz dağıtıyor. Ancak cep telefonlarının sınıflardan uzaklaştırılması bile beklenen akademik başarıyı getirmeye yetmiyor.</p>

<p>Uzmanlar, kişisel cihazların yerini okullar tarafından sağlanan bilgisayarların aldığını ve bu durumun öğrenme sürecini baltaladığını belirtiyor. Uluslararası standart test sonuçları da bilgisayar kullanım yoğunluğu arttıkça öğrencilerin akademik başarılarının düştüğünü açıkça gösteriyor.</p>

<h2>Dijital formlar öğretmenin yerini alıyor</h2>

<p>Teknolojinin sunduğu hazır içerikler, okullardaki insani etkileşimi ve derinlemesine tartışma ortamlarını yok ediyor. Birçok sınıfta öğretmenler aktif ders anlatmak yerine, öğrencileri dijital cihazlar üzerinden online formlar ve egzersizler doldurmaya yönlendiriyor.</p>

<p>Eğitimcilerin iyi niyetle evde ekran süresinin azaltılmasını tavsiye ederken, okul ortamında çocukları saatlerce ekran karşısında bırakması büyük bir çelişki yaratıyor. Sürekli ekrana bakan çocuklar yoruluyor, strese giriyor ve okula gitmek istemez hale geliyor.</p>

<h2>Kağıt ve kalemin gücü unutuluyor</h2>

<p>Bilimsel araştırmalar, öğrencilerin basılı materyalleri okuduklarında dijital ekranlara kıyasla çok daha yüksek bir kavrama gücüne ulaştığını gösteriyor. Benzer şekilde, ders notlarını klavyeyle yazmak yerine elle tutan çocukların bilgileri daha iyi hafızaya aldığı biliniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilgisayar oyunları ve videoların sunduğu anlık ödüller ile hızlı içerikler, çocukların odaklanma sürelerini kısaltıyor. Bu durum, sabır ve derin düşünme gerektiren okuma ile araştırma gibi temel öğrenme faaliyetlerini zorlaştırıyor.</p>

<h2>Çevrimiçi riskler artıyor</h2>

<p>Okullardaki yoğun ekran kullanımı sadece zihinsel değil, fiziksel sağlığı da olumsuz etkiliyor. Hareketsiz yaşamı tetikleyen bu durum, çocuklarda uzağı görememe (miyop) riskini ciddi şekilde artırıyor.</p>

<p>Sağlık sorunlarının yanı sıra, okul bilgisayarları üzerinden çocukların güvenli internet duvarlarını aşarak yaşlarına uygun olmayan zararlı içeriklere ve oyunlara erişebildiği görülüyor. Siber zorbalık ve dijital tehlikeler, okulun sağladı cihazlarda bile çocukları tehdit etmeye devam ediyor.</p>

<h2>Veliler harekete geçiyor</h2>

<p>Gelecek nesiller için endişelenen anne ve babalar, okullardaki ekran kullanımının sınırlandırılması için topluluklar kurarak yasal haklarını aramaya başladı. Los Angeles gibi bazı büyük bölgelerde okul içi ekran sürelerini sınırlayan kararlar alınsa da, genel bir değişim için zaman daralıyor.</p>

<p>Uzmanlar, çocukların bilgisayar kullanmayı öğrenmesini desteklemekle birlikte; okuma, yazma ve matematik gibi temel derslerin mutlaka kağıt ve kalemle işlenmesi gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor.</p>

<p>Kaynak: CNN İnternational </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık/Yaşam</category>
      <guid>https://www.ankaramuhabir.com/dijital-cihazlar-cocuklarin-basarisini-dusuruyor</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 08:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ankaramuhabircom.teimg.com/crop/1280x720/ankaramuhabir-com/uploads/2026/07/cocuk-ekran-getty-2072024-1.jpg" type="image/jpeg" length="85489"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DOA atıkları nereye gidiyor?]]></title>
      <link>https://www.ankaramuhabir.com/doa-atiklari-kereye-gidiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ankaramuhabir.com/doa-atiklari-kereye-gidiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DOA Makinelerine bıraktığınız şişelere ne oluyor? İşte adım adım DOA'nın dönüşüm yolculuğu...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda, Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA) tarafından yürütülen Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sistemi 1 Temmuz 2026 itibarıyla Türkiye genelinde devreye alındı. Ulusal entegrasyon süreci olan bu aşamada 81 ildeki 973 ilçede DOA makineleri hizmet vermeye başladı.</p>

<p>Vatandaşlar DOA’ya yoğun ilgi gösterirken Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, TÜÇA’nın Sakarya Depolama ve Sayım Merkezi’nde içecek ambalajlarının nasıl değerlendirildiğine ilişkin görüntülü paylaşım yaptı. Bakan Kurum mesajında, “DOA çok sevildi, her iade geleceğimize bir nefes daha oldu.Peki, DOA Makinelerine bıraktığınız şişelere ne oluyor? İşte adım adım DOA’nın dönüşüm yolculuğu.” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Görüntülerde iade noktalarından gelen PET ve alüminyum ambalajların balyalama hattında türlerine göre ayrıştırılıp preslendiği, cam ambalajların ise özel alanlarda biriktirilerek geri kazanım tesislerine sevke hazır hale getirildiği anlatıldı. DOA makinelerinin yanı sıra işletmelerin de kendi bünyelerinde biriktirdikleri DOA logolu içecek ambalajlarını saha operatörlerinin toplayıp bu tesise getirdiği belirtildi.<br />
HOREKA yani otel, restoran ve kafelerden toplanan bu ambalajların sayma ve doğrulama hattından geçirilerek kayıt altına alındığı anlatıldı. Ayrıştırılıp toplanan ambalajların TÜÇA tarafından ihale ile geri kazanım firmalarına satıldığı, bu sayede hem ekonomik kazanç sağlandığı hem de sektörün ham madde ihtiyacının karşılandığı vurgulandı.</p>

<p><img alt="Adım adım DOA'nın dönüşüm yolculuğu" height="282" src="https://www.trthaber.com/dosyalar/images/SAKARYA%20DOA%20AYRI%C5%9ETIRMA%20TES%C4%B0S%C4%B015.jpg" width="500" /></p>

<h2>Günlük 7 bine yakın ambalaj toplanıyor</h2>

<p>Çevre Mühendisi Mehmet Zorlu, tesiste yürütülen operasyonel süreç ve sistemin işleyişine ilişkin bilgi verdi. Günlük ortalama 7 bine yakın ambalajın geri dönüşüme kazandırıldığını kaydeden Zorlu, tesiste iki temel işlem yürüttüklerini anlattı:</p>

<p><i>"Birinci işlem, depozito iade makinesinden çıkan ambalaj atıklarının toplanması. İkinci işlem ise ‘HOREKA’ dediğimiz sistem; yani otel, restoran ve kafeteryaların bünyesinden çıkan ambalaj atıklarının geri dönüşüme kazandırılması süreci. Sabah arkadaşlarımız saat 09.00’da tesisten harekete başlar. Depozito iade makinelerinin bulunduğu noktalardan çıkan ambalaj atıklarını toplayarak gün sonunda tesisimize getirirler. Alüminyum ve PET ambalajlarımız balya pres makinesinden geçirildikten sonra depolama alanında istiflenir. Cam ambalajlarımız da cam aracı tarafından depolama alanına dökülür. HOREKA noktalarından aldığımız ambalaj atıkları sayma ve doğrulama hattından geçirilirken, makineden gelen atıklar da preslenerek geçici depolama alanında istiflenir. Bu sayede günlük 4 tona yakın cam ambalaj toplanmaktadır."</i></p>

<p><i><img alt="Adım adım DOA'nın dönüşüm yolculuğu" height="282" src="https://www.trthaber.com/dosyalar/images/SAKARYA%20DOA%20AYRI%C5%9ETIRMA%20TES%C4%B0S%C4%B024.jpg" width="500" /></i></p>

<h2>"1 Temmuz sonrası yoğunluk 3 katına çıktı"</h2>

<p>Sisteme olan ilginin her geçen gün arttığına dikkat çeken Zorlu, "1 Temmuz öncesinde günlük ortalama 200 kilogram PET ambalaj toplarken, 1 Temmuz sonrasında üç katı yoğunluğa çıkmış durumdayız. Günlük ortalama artık 600 kilogram PET ambalaj toplamaya başladık. Bununla birlikte topladığımız ambalajların miktarları kilogram bazında da artış göstermektedir. Bu durum işlerimizin yoğunlaştığını ve bundan sonra daha da artacağını göstermektedir" diye konuştu.</p>

<p>Toplanan ambalaj atıklarının ekonomiye nasıl kazandırıldığını da anlatan Mehmet Zorlu, "Depolanan ve tesisimize gelen ambalaj atıklarımız, TÜÇA bünyesinde ihale usulüyle geri kazanım firmalarına ulaştırılmaktadır. Bu sayede hem geri dönüşüme büyük bir katkı sağlamış hem de enerji sarfiyatını ciddi oranda azaltmış oluyoruz. Böylece de doğayı korumuş oluyoruz" dedi.</p>

<p>Kaynak:TRT haber</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık/Yaşam</category>
      <guid>https://www.ankaramuhabir.com/doa-atiklari-kereye-gidiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 07:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ankaramuhabircom.teimg.com/crop/1280x720/ankaramuhabir-com/uploads/2026/07/sakarya-doa-ayristirma-tesisi14.jpg" type="image/jpeg" length="32690"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakanlıktan çekirge istilası açıklaması]]></title>
      <link>https://www.ankaramuhabir.com/bakanliktan-cekirge-istilasi-a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ankaramuhabir.com/bakanliktan-cekirge-istilasi-a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanlığı. tarımsal üretimi tehdit eden herhangi bir çekirge istilası veya ekonomik zarar oluşturan çekirge popülasyonunun tespit edilmediğini açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bakanlıktan yapılan açıklamada, son günlerde bazı basın yayın organları ve sosyal medya platformlarında İstanbul ve çevre illerde "çekirge istilası" yaşandığı yönünde paylaşımlar yapıldığı aktarıldı.</p>

<p>Bakanlık tarafından bu konuda inceleme yapıldığına işaret edilen açıklamada, "Bakanlık ekiplerimizce yapılan inceleme ve takipler sonucunda İstanbul ve Tekirdağ başta olmak üzere Marmara Bölgesi'nde tarımsal üretimi tehdit eden herhangi bir çekirge istilası veya ekonomik zarar oluşturan çekirge popülasyonu tespit edilmemiştir." ifadesi kullanıldı.</p>

<p>Açıklamada, kamuoyuna yansıyan görüntülerde yer alan çekirgelerin yapılan tür teşhislerinde, bunların tamamının Türkiye'de doğal olarak bulunan yerli popülasyonlara ait olduğuna dikkat çekilerek, şunlar kaydedildi:</p>

<p>"İddia edildiği gibi Balkanlar'dan, Afrika'dan veya başka bir bölgeden ülkemize ulaşan sürü halinde bir çekirge istilası söz konusu değildir. İstanbul'da tespit edilen türün ise tarımsal üretime zarar veren çekirge olmadığı, aksine tarımsal zararlılarla beslenerek biyolojik dengeye katkı sağlayan beyaz yüzlü çalı çekirgesi (decticus albifrons) olduğu belirlenmiştir."</p>

<h2>"Bu durum doğal bir süreç"</h2>

<p>Türkiye'de çok sayıda çekirge türünün doğal olarak yaşadığına değinilen açıklamada, iklim koşulları ve özellikle yumurtlama dönemlerine bağlı olarak bazı türlerin popülasyonlarında dönemsel artışların görülebildiği, bu türlerin rüzgarın etkisiyle yerleşim alanlarına taşınabildiği ve sıcak havalarda ışığa yönelmeleri nedeniyle vatandaşlarca daha sık fark edilebildiği belirtildi.</p>

<p>Bu durumun doğal bir süreç olduğu, bir istila anlamına gelmediği vurgulanan açıklamada, şunlara yer verildi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Bakanlık olarak çekirge popülasyonları, Yıllık Bitki Sağlığı Mücadele Programı kapsamında 81 ilimizde görev yapan teknik ekiplerimiz tarafından düzenli izlenmektedir. Son günlerdeki ihbarlar üzerine İstanbul ve Tekirdağ'daki çalışmalarımız ayrıca yoğunlaştırılmıştır. Tarımsal üretime zarar verebilecek türlerin ekonomik zarar eşiğine ulaşması halinde gerekli mücadele çalışmaları vakit kaybetmeden uygulanmaktadır. Mevcut durumda ise bu mücadeleyi gerektirecek herhangi bir durum bulunmamaktadır. Bakanlığımız, bitkisel üretimin korunmasına yönelik izleme, sürvey ve mücadele çalışmalarını bilimsel esaslar doğrultusunda gerçekleştirmeye devam edecektir."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık/Yaşam</category>
      <guid>https://www.ankaramuhabir.com/bakanliktan-cekirge-istilasi-a</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 09:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ankaramuhabircom.teimg.com/crop/1280x720/ankaramuhabir-com/uploads/2026/07/cekirge-istilasi-mi-basladi-bakanliktan-aciklama-100812-20260721.webp" type="image/jpeg" length="94815"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanlığından aşırı sıcaklar için su uyarısı]]></title>
      <link>https://www.ankaramuhabir.com/saglik-bakanligindan-asiri-sicaklar-icin-su-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ankaramuhabir.com/saglik-bakanligindan-asiri-sicaklar-icin-su-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, aşırı sıcaklarda sıvı kaybına karşı günde ortalama 2,5-3 litre su tüketilmesi gerektiğini bildirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı, Ankara’dan yaptığı yazılı açıklamada yaz aylarında artan sıcaklık ve nemin sağlık üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Bakanlık, özellikle kronik hastalar, çocuklar, hamileler, 65 yaş üstü bireyler ve açık alanda çalışanların sıcak havalardan daha fazla etkilendiğini belirterek yeterli sıvı tüketimi, dengeli beslenme ve besin güvenliği uyarısı yaptı.</p>

<p>SAĞLIK BAKANLIĞINDAN AŞIRI SICAKLAR İÇİN UYARI<br />
Sağlık Bakanlığı, yaz aylarında etkisini artıran sıcaklık ve nem nedeniyle vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Bakanlıktan yapılan açıklamada, vücut ısısının sıcak havalarda yükseldiği ve metabolizmanın bu değişime uyum sağlamaya çalıştığı belirtildi.</p>

<p>Açıklamada, aşırı sıcaklarda sağlığın korunması için yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülmesi, gün içinde yeterli miktarda sıvı alınması ve besin güvenliği kurallarına dikkat edilmesi gerektiği vurgulandı.</p>

<p>SICAK HAVA SIVI VE MİNERAL KAYBINA NEDEN OLUYOR<br />
Bakanlık açıklamasında, sıcak havaların etkisiyle terlemenin arttığına dikkat çekildi. Artan terlemeyle birlikte vücutta başta sıvı olmak üzere mineral kayıpları yaşanabildiği ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu kayıpların bayılma hissi, bulantı ve baş dönmesi gibi sağlık sorunlarına yol açabileceği belirtildi. Özellikle uzun süre güneş altında kalan kişilerde sıcağa bağlı rahatsızlıkların daha hızlı gelişebileceği kaydedildi.</p>

<p>RİSK GRUBUNDAKİ KİŞİLER DAHA DİKKATLİ OLMALI<br />
Sağlık Bakanlığı, bazı grupların sıcaklık değişimlerinden daha fazla etkilendiğini bildirdi. Kronik hastalığı bulunanlar, küçük çocuklar, 65 yaş ve üzerindeki bireyler, hamileler ve açık alanda çalışanlar risk grupları arasında gösterildi.</p>

<p>Bu kişilerin günün en sıcak saatlerinde mümkün olduğunca dışarı çıkmaması, serin ortamlarda bulunması ve sıvı tüketimini ihmal etmemesi gerektiği belirtildi. Sıcağa bağlı hastalık belirtileri görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği ifade edildi.</p>

<p>GÜNDE 2,5-3 LİTRE SU TÜKETİLMELİ<br />
Bakanlık, yaz aylarında su tüketimi için susama hissinin beklenmemesi gerektiğini vurguladı. Günlük su ihtiyacının, vücut ağırlığının her kilogramı için yaklaşık 35 mililitre olarak hesaplanabileceği bildirildi.</p>

<p>Bu miktarın yetişkin bir birey için ortalama 2,5-3 litre su tüketimine karşılık geldiği belirtildi. Açıklamada, özellikle sıcak havalarda ve fiziksel aktivite sırasında sıvı kaybının arttığı, bu nedenle su tüketiminin düzenli yapılması gerektiği kaydedildi.</p>

<p>SUSAMAYI BEKLEMEDEN SU İÇİLMELİ<br />
Sağlık Bakanlığı, yaz aylarında su içmek için susama hissinin beklenmemesi gerektiğini bildirdi. Susuzluk hissi ortaya çıktığında vücudun sıvı dengesinin etkilenmeye başlamış olabileceği belirtildi.</p>

<p>Gün içinde aralıklarla su içilmesi, özellikle yaşlılar ve çocuklarda sıvı alımının takip edilmesi önerildi. Sıcak havalarda yeterli su tüketimi, vücut ısısının dengelenmesine ve sıcağa bağlı sağlık sorunlarının önlenmesine katkı sağlıyor.</p>

<p>AHVE VE GAZLI İÇECEKLER YERİNE SAĞLIKLI SEÇENEKLER ÖNERİLDİ<br />
Açıklamada, sıvı ihtiyacının karşılanmasında kahve, çay ve gazlı içeceklerin öncelikli tercih olmaması gerektiği belirtildi. Bunun yerine yarım yağlı süt, ayran ve meyve suyu gibi içeceklerin tercih edilebileceği ifade edildi.</p>

<p>Bakanlık, özellikle kafeinli ve şekerli içeceklerin aşırı tüketiminden kaçınılması gerektiğine dikkat çekti. Yaz aylarında serinlemek amacıyla tüketilen içeceklerin de dengeli beslenme ilkeleriyle uyumlu olması gerektiği vurgulandı.</p>

<p>EGZERSİZ YAPANLAR SIVI KAYBINI TELAFİ ETMELİ<br />
Yaz aylarında egzersiz yapan bireyler için de özel uyarı yapıldı. Bakanlık, fiziksel aktivite sırasında terleme yoluyla sıvı kaybının arttığını belirterek bu kaybın yerine konulması gerektiğini bildirdi.</p>

<p>Egzersiz öncesinde, sırasında ve sonrasında yeterli miktarda su tüketilmesi önerildi. Açık havada spor yapanların günün serin saatlerini tercih etmesi ve aşırı sıcak altında uzun süreli aktiviteden kaçınması gerektiği belirtildi.</p>

<p>AÇIK RENKLİ VE HAFİF KIYAFETLER TERCİH EDİLMELİ<br />
Sağlık Bakanlığı, aşırı sıcaklardan korunmak için bol, hafif ve açık renkli giysilerin tercih edilmesi gerektiğini açıkladı. Bu tür kıyafetlerin vücudun hava almasına ve sıcaklık dengesinin korunmasına yardımcı olduğu belirtildi.</p>

<p>Ayrıca serinlemek için ılık duş alınabileceği ifade edildi. Çok soğuk uygulamalardan kaçınılması, vücudun ani sıcaklık değişimlerine maruz bırakılmaması gerektiği vurgulandı.</p>

<p>SICAK ÇARPMASI BELİRTİLERİNDE TIBBİ YARDIM ALINMALI<br />
Bakanlık, sıcağa bağlı hastalık belirtilerinin ciddiye alınması gerektiğini bildirdi. Bayılma hissi, baş dönmesi, bulantı, halsizlik, aşırı terleme ya da bilinç bulanıklığı gibi durumlarda vakit kaybetmeden tıbbi yardım alınması gerektiği belirtildi.</p>

<p>Özellikle risk grubundaki kişilerde bu belirtilerin daha ağır seyredebileceği ifade edildi. Sıcak çarpması ve ciddi sıvı kaybı gibi durumların erken müdahaleyle kontrol altına alınabileceği kaydedildi.</p>

<p>Kaynak:ankaramasası.com</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık/Yaşam</category>
      <guid>https://www.ankaramuhabir.com/saglik-bakanligindan-asiri-sicaklar-icin-su-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 15:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ankaramuhabircom.teimg.com/crop/1280x720/ankaramuhabir-com/uploads/2026/07/su-icmek-sicak-hava.webp" type="image/jpeg" length="77338"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sigarayı bırakmak isteyenlere ücretsiz ilaç desteği sağlanacak]]></title>
      <link>https://www.ankaramuhabir.com/sigarayi-birakmak-isteyenlere-ilac-destegi-saglanacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ankaramuhabir.com/sigarayi-birakmak-isteyenlere-ilac-destegi-saglanacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan karara göre, sigarayı bırakma tedavisi alan 1 milyon kişiye, herhangi bir sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın ücretsiz ilaç ve nikotin replasman desteği sunulacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanan 11502 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile kamu kurum ve kuruluşlarının ürettikleri bazı mal ve hizmetlerden ücretsiz veya indirimli yararlanacakların tespitine ilişkin karara ek yapıldı.</p>

<p>Karara göre, tütün bağımlılığı tedavisi gören hastalar, sayıları 1 milyon kişiyi aşmamak kaydıyla, herhangi bir sosyal güvenceleri olup olmadığına bakılmaksızın destekten faydalanabilecek.</p>

<p>Uygulama kapsamında, Sağlık Bakanlığınca temin edilerek birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurum ve kuruluşlarına dağıtımı yapılacak olan Nikotin Replasman Preparatları ile Bupropion HCI, Vareniklin ve Sitizin içerikli ilaçlar, hastalara tütün bağımlılığı tedavi ve eğitim birimleri vasıtasıyla ücretsiz olarak ulaştırılacak.</p>

<p>Söz konusu karar, 4736 sayılı Kanun'un birinci maddesinin birinci fıkrası hükmünden muaf tutularak yürürlüğe girdi.</p>

<p>Yayımı tarihinde yürürlüğe giren kararın hükümlerini Sağlık Bakanı yürütecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>kaynak:memurlar.net</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık/Yaşam</category>
      <guid>https://www.ankaramuhabir.com/sigarayi-birakmak-isteyenlere-ilac-destegi-saglanacak</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ankaramuhabircom.teimg.com/crop/1280x720/ankaramuhabir-com/uploads/2026/07/sigarayi-birakmak-isteyen-1-milyon-kisiye-ucretsiz-ilac-destegi-saglanacak.jpg" type="image/jpeg" length="21682"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TÜİK: Obeziteli bireylerin oranı yüzde 21,8 oldu]]></title>
      <link>https://www.ankaramuhabir.com/tuik-obeziteli-bireylerin-orani-yuzde-218-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ankaramuhabir.com/tuik-obeziteli-bireylerin-orani-yuzde-218-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TÜİK'in 2025 Türkiye Sağlık Araştırması sonuçlarına göre, 15 yaş ve üzeri nüfusta obezite oranı son üç yılda yüzde 20,2'den yüzde 21,8'e yükseldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>TÜİK verilerine göre, fiziksel aktivite yapmayanların oranında son üç yılda sınırlı bir düşüş yaşansa da hareketsizlik yaygınlığını korudu. Aktivite yapmayan erkeklerin oranı 2022'de yüzde 85,3 iken 2025'te yüzde 83,5'e geriledi. Kadınlarda ise aynı dönemde bu oran yüzde 92,7'den yüzde 89,7'ye düştü.</p>

<p>DSÖ ÖNERİSİNİN ALTINDAYIZ<br />
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)'nün yetişkinler için önerdiği haftalık en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite düzeyine ulaşanların oranı ise düşük kaldı. Haftada 150 ila 300 dakika arasında fiziksel aktivite yaptığını belirtenlerin oranı erkeklerde yüzde 4,1, kadınlarda yüzde 2,7 olarak ölçüldü.</p>

<p>KADINLAR FİZİKSEL İŞLEVLERDE DAHA FAZLA ZORLUK YAŞIYOR<br />
Fiziksel işlevlere ilişkin veriler, kadınların günlük yaşam aktivitelerinde erkeklere göre daha fazla güçlük yaşadığını ortaya koydu. En yaygın sorun merdiven inip çıkmada görüldü. Merdiven kullanırken zorluk yaşadığını belirtenlerin oranı kadınlarda yüzde 8,3, erkeklerde yüzde 3,7 oldu.</p>

<p>Öğrenme veya hatırlamada zorluk yaşayanların oranı kadınlarda yüzde 5,4, erkeklerde yüzde 2,8 olarak kaydedildi. Yürümede zorluk yaşayanların oranı ise kadınlarda yüzde 5,6, erkeklerde yüzde 2,8 olarak belirlendi.</p>

<p>ÇOCUKLARDA EN YAYGIN HASTALIK ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONU<br />
Araştırmaya göre üst solunum yolu enfeksiyonu, çocuklarda en sık görülen sağlık sorunu olmaya devam etti. Son altı ay içinde görülen hastalıklar incelendiğinde, 0-6 yaş grubunda çocukların yüzde 28,5'inde üst solunum yolu enfeksiyonu görüldü. Bu hastalığı yüzde 24 ile ishal, yüzde 5,2 ile alt solunum yolu enfeksiyonu izledi.</p>

<p>7-14 yaş grubunda da üst solunum yolu enfeksiyonu yüzde 24,6 ile ilk sırada yer aldı. Bu yaş grubunda ikinci sırada yüzde 16,4 ile ishal, üçüncü sırada ise yüzde 8,2 ile ağız ve diş sağlığı sorunları bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>YETİŞKİNLERDE EN YAYGIN SAĞLIK SORUNU BEL BÖLGESİ PROBLEMLERİ<br />
15 yaş ve üzeri bireylerde son 12 ay içinde görülen hastalıklar arasında ilk sırayı bel bölgesi problemleri aldı. Bu sağlık sorunu 2022'de yüzde 24,6 iken 2025'te yüzde 24,3 olarak ölçüldü.</p>

<p>Bel bölgesi problemlerini yüzde 16,9 ile hipertansiyon, yüzde 16,7 ile boyun bölgesi problemleri, yüzde 11,9 ile diyabet ve yüzde 10,1 ile yüksek kan lipidleri takip etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık/Yaşam</category>
      <guid>https://www.ankaramuhabir.com/tuik-obeziteli-bireylerin-orani-yuzde-218-oldu</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 15:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ankaramuhabircom.teimg.com/crop/1280x720/ankaramuhabir-com/uploads/2026/06/obezite-nedir-320x193.webp" type="image/jpeg" length="86237"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
